
Atatürk'ün Yurt Dışı Serüvenleri;
-1910 yılında Picardie manevralarını izlemek üzere Fransa'ya gitmiştir. Aynı zamanda bu gezi esnasında, Hollanda, Belçika, İsviçre gibi ülkeleri de gezmiştir.
-1913 yılında Sofya Askeri Ataşeliği'ne atanmış ve bir yıl kadar burada kalmıştır.
-1917 yılında Veliaht Vahdettin ile beraber Almanya gezisine katılmıştır.
-1918 yılında ise tedavi için Viyana ve Karlsbad'a gitmiştir. Bu, onun son yurt dışı gezisidir.

Şimdi Gelelim Asıl Meseleye...
Bugüne kadar bu konu hakkında yapılan tartışmalarda, gerçeğe ulaşmaktan çok, kendi ideolojisine hizmet etmek adına umulana varılmak istendiği için, varılan tüm sonuçlar objektif olamamıştır.
A) NELER SÖYLEDİLER?
1. Atatürk, herkesi ayağına getirtmiştir.
Özellikle sosyal medyada bu konu hakkında sıklıkla getirilen görüştür. Atatürk'ün hiç yurt dışına çıkmadan, tüm liderleri ayağına getirmesi bir başarı olarak yorumlanmıştır.
Dünya siyasetinde liderler arası ülke ziyaretleri çok önemlidir. Atatürk gibi dünya tarihine yön vermiş bir aktör de bunun doğal olarak bilincindeydi. Atatürk'ün hiç yurt dışına çıkmamasının bir erdemmiş gibi yansıtılması yanlıştır. Böyle bir iddiada bulunursak, büyük devlet başkanlarının ülke çıkarları için birçok ülkeyi ziyaret etmesini erdemsizlik olarak açıklamak zorunda kalırız ve bu ifade hiç mantıklı olmaz.
2. Atatürk, yıllarca savaş verdiği emperyalist ülkelere küsmüştü
Anıl Çeçen, Kemalizm adlı eserinde, Atatürk'ün yıllarca savaş verdiği ve hali hazırda başka ülkelerde de işgallerine devam eden emperyalist ülkelere küstüğünü ifade eder. Dünyada barış ilkesini benimseyen Atatürk'ün tabii ki işgalci devletlere karşı büyük bir sevgi beslemediğini söyleyebiliriz. Ancak iyi bir asker olduğu kadar aynı zamanda iyi bir siyasetçi olan büyük önderin dünya siyasetinin gereklerinden bihaber davranmayacağını da tahmin edebiliriz. Bu yüzden Atatürk'ün küçük bir çocuk gibi emperyalist devletlere küstüğünü ve onları ziyarete gitmediğini söylemek yanlış olur. Çünkü o ezilen devletlere rol model olarak zaten emperyalist devletlere en büyük zararı vermiştir.
3. Atatürk, uçağa binmekten korktuğu için yurt dışına çıkmamıştır.

Bu iddiayı bir numaralı Atatürk düşmanı Mustafa Armağan ortaya atmıştır. Bir kitabında bu konuyu tüm art niyetiyle dile getiren bu zat, Atatürk'ün daha önceden yaşadığı bazı anılarından dolayı uçaktan korktuğunu ifade etmiştir. Anılardan kasıt kendisinin de belirttiği gibi 1910 yılında Picardie Manevraları'nda Atatürk'ün tam uçağa binecekken yerine başka ülkeden bir subayın binmesi ve o uçağın düşmesidir. Böyle bir anının varlığı doğrudur ancak Atatürk'ün uçaktan korktuğuna dair hiçbir ifadesi olmamasına rağmen sırf böyle bir olay yaşandığı için empati(!) yaparak, Atatürk'ün uçaktan korktuğu kanısına varmışlardır. İşte bunların tarihçilik anlayışı da zeka seviyeleri de bu düzeydedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Liderlik sırları adlı kitabın yazarı Doç.Dr.Adnan Nur Baykal da bu eserinde Atatürk'ün uçaktan korkmadığını fakat imtina etmiş olabileceğini söylemektedir. Devamında ise ''Sürekli seyahatlerine trenle gitmesinin nedeni, halkın nabzını tutmak için yol boyunca halkla iç içe olmak istemesidir. Atatürk halk adamıdır çünkü. Uçakla gitmesini gerektirecek durum yok. Ankara'da havaalanı yok. Fobi dediğiniz vakit konu bambaşka bir yöne kayıyor.'' demektedir.
Doğu batı demeden Tekirdağ'dan Diyarbakır'a ülkemizin her yerine giden Atatürk, uçağa binmekten korktuğu için yurt dışına çıkmamışsa, herhalde uçak haricinde bir vasıta ile en azından sınır komşularımızı ziyaret ederdi. Ancak buna rağmen hiçbir komşumuzu ziyaret etmemiş, fakat buna karşılık İran, Irak, Yunanistan'ın liderleri Atatürk'ü ziyaret etmişlerdir.
Tüm bunları kenara koysak bile, Atatürk'ün havacılığa hem bu kadar önem verip hem de korkması, aklı başında olan herkese gülünç gelecektir.
-1910 yılında Picardie manevralarını izlemek üzere Fransa'ya gitmiştir. Aynı zamanda bu gezi esnasında, Hollanda, Belçika, İsviçre gibi ülkeleri de gezmiştir.
-1913 yılında Sofya Askeri Ataşeliği'ne atanmış ve bir yıl kadar burada kalmıştır.
-1917 yılında Veliaht Vahdettin ile beraber Almanya gezisine katılmıştır.
-1918 yılında ise tedavi için Viyana ve Karlsbad'a gitmiştir. Bu, onun son yurt dışı gezisidir.

Şimdi Gelelim Asıl Meseleye...
Bugüne kadar bu konu hakkında yapılan tartışmalarda, gerçeğe ulaşmaktan çok, kendi ideolojisine hizmet etmek adına umulana varılmak istendiği için, varılan tüm sonuçlar objektif olamamıştır.
A) NELER SÖYLEDİLER?
1. Atatürk, herkesi ayağına getirtmiştir.
Özellikle sosyal medyada bu konu hakkında sıklıkla getirilen görüştür. Atatürk'ün hiç yurt dışına çıkmadan, tüm liderleri ayağına getirmesi bir başarı olarak yorumlanmıştır.
Dünya siyasetinde liderler arası ülke ziyaretleri çok önemlidir. Atatürk gibi dünya tarihine yön vermiş bir aktör de bunun doğal olarak bilincindeydi. Atatürk'ün hiç yurt dışına çıkmamasının bir erdemmiş gibi yansıtılması yanlıştır. Böyle bir iddiada bulunursak, büyük devlet başkanlarının ülke çıkarları için birçok ülkeyi ziyaret etmesini erdemsizlik olarak açıklamak zorunda kalırız ve bu ifade hiç mantıklı olmaz.
2. Atatürk, yıllarca savaş verdiği emperyalist ülkelere küsmüştü
Anıl Çeçen, Kemalizm adlı eserinde, Atatürk'ün yıllarca savaş verdiği ve hali hazırda başka ülkelerde de işgallerine devam eden emperyalist ülkelere küstüğünü ifade eder. Dünyada barış ilkesini benimseyen Atatürk'ün tabii ki işgalci devletlere karşı büyük bir sevgi beslemediğini söyleyebiliriz. Ancak iyi bir asker olduğu kadar aynı zamanda iyi bir siyasetçi olan büyük önderin dünya siyasetinin gereklerinden bihaber davranmayacağını da tahmin edebiliriz. Bu yüzden Atatürk'ün küçük bir çocuk gibi emperyalist devletlere küstüğünü ve onları ziyarete gitmediğini söylemek yanlış olur. Çünkü o ezilen devletlere rol model olarak zaten emperyalist devletlere en büyük zararı vermiştir.
3. Atatürk, uçağa binmekten korktuğu için yurt dışına çıkmamıştır.

Bu iddiayı bir numaralı Atatürk düşmanı Mustafa Armağan ortaya atmıştır. Bir kitabında bu konuyu tüm art niyetiyle dile getiren bu zat, Atatürk'ün daha önceden yaşadığı bazı anılarından dolayı uçaktan korktuğunu ifade etmiştir. Anılardan kasıt kendisinin de belirttiği gibi 1910 yılında Picardie Manevraları'nda Atatürk'ün tam uçağa binecekken yerine başka ülkeden bir subayın binmesi ve o uçağın düşmesidir. Böyle bir anının varlığı doğrudur ancak Atatürk'ün uçaktan korktuğuna dair hiçbir ifadesi olmamasına rağmen sırf böyle bir olay yaşandığı için empati(!) yaparak, Atatürk'ün uçaktan korktuğu kanısına varmışlardır. İşte bunların tarihçilik anlayışı da zeka seviyeleri de bu düzeydedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Liderlik sırları adlı kitabın yazarı Doç.Dr.Adnan Nur Baykal da bu eserinde Atatürk'ün uçaktan korkmadığını fakat imtina etmiş olabileceğini söylemektedir. Devamında ise ''Sürekli seyahatlerine trenle gitmesinin nedeni, halkın nabzını tutmak için yol boyunca halkla iç içe olmak istemesidir. Atatürk halk adamıdır çünkü. Uçakla gitmesini gerektirecek durum yok. Ankara'da havaalanı yok. Fobi dediğiniz vakit konu bambaşka bir yöne kayıyor.'' demektedir.
Doğu batı demeden Tekirdağ'dan Diyarbakır'a ülkemizin her yerine giden Atatürk, uçağa binmekten korktuğu için yurt dışına çıkmamışsa, herhalde uçak haricinde bir vasıta ile en azından sınır komşularımızı ziyaret ederdi. Ancak buna rağmen hiçbir komşumuzu ziyaret etmemiş, fakat buna karşılık İran, Irak, Yunanistan'ın liderleri Atatürk'ü ziyaret etmişlerdir.
Tüm bunları kenara koysak bile, Atatürk'ün havacılığa hem bu kadar önem verip hem de korkması, aklı başında olan herkese gülünç gelecektir.