Bağcılar Belediyesi tarafından 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü dolayısıyla kadınlara yönelik “Kadının Toplumdaki Temsiliyeti” isimli seminer düzenlendi. Kadın ve Aile Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşen programa Araştırmacı-Yazar Şirin Yelmen Oktar, Ev Hanımları Derneği Kurucu Başkanı Zeynep Önge, engelli yazar-sunucu Fatma Şahin ve engelli milli sporcu Zübeyde Süpürgeci konuşmacı olarak katıldı. Avukat Rabia Üçtepe Karaköse’nin moderatörlüğünü yaptığı etkinlikte haklarını bilen ve gücünü keşfeden kadının yaşadığı değişim ve geldiği nokta konuşuldu. Yaklaşık iki saat süren seminer, bayanların soru ve cevaplarıyla gerçekleştirildi.
“Önceden sadece Zübeyde’ydim. Şimdi milli sporcu Zübeyde’yim”
Evden çıkmaya utanırken şimdi dünya şampiyonluğuna imza atan milli sporcu Zübeyde Süpürgeci yaşadığı süreci şöyle anlattı. “ 16 yaşıma kadar hep evin içindeydim. Dünyada tek engelli kendimi görüyordum. Bütün çevrem sadece ailemdi. İçime kapanıktım. Sonra Bağcılar Belediyesi beni keşfetti. Engelliler Sarayı’nda tanıştığım engelli arkadaşlar kendi engelleriyle dalga geçiyorlardı. Ben ise kendi durumuma üzülüyordum. Spora başladım. İlk günlerde çok zorlandım, ellerim yara oluyordu; ancak kendimi zorladım. İlk olarak İstanbul Maratonu’nda birinci oldum. Sonra devamı geldi. Avrupa şampiyonu ve dünya dördüncüsü oldum. Olimpiyatlarda ülkemi temsil ettim. İnsan bir kere madalya kazanınca kopamıyor. 4 elle sarılıyoruz yarışa. Önceden sadece Zübeyde’ydim. Şimdi ülkesini temsil eden bayrağını dalgalandıran milli sporcu Zübeyde’yim” diye konuştu
EHADER günahsız hava sahası
Ev hanımlarının sesi olan EHADER Ev Hanımları Derneği Başkanı ( EHADER) Zeynep Önge ise “Önce Zeynep’i anlatayım. İstanbul’da doğdum 16 yaşında Sivas’a gelin gittim. Gelin olmanın, sessiz kalmanın, hakkını savunamamanın, anne olamamanın, eş olamamanın ne demek olduğunu öğrendim. Sessiz kaldım ama hareketsiz kalmadım. Rabbim bana bir kitap göndermişti okumayı öğrendim. İnsanların gözlerindeki acıyı, isteği, hevesi okumaya başladım. 3,5 senede kainatı okumayı öğrendim. Sivas’ta başladığım mücadeleye 14 yıl önce geldiğim İstanbul’da devam ettim. İstanbul’daki hanımların daha çok hapis hayatı yaşadığını gördüm. Acıları çoktu ama bunu anlatamıyorlardı. Oysa sadece yapmaları gereken şey kendilerine dönmeleriydi. İhtiyaç üzerine bu derneği kurduk. Ben de kek börek yapabilirdim. Neden insanlarla uğraşayım ki. Ama birilerini uğraşması gerekirdi. 8 yıllık derneğiz. Elele verdik kadınların evlerine özellerine kadar girdik. Evlerinden çıkamıyorlardı ve haklarını bilmiyorlardı. Kardeş olmaya karar verdik ve kocaman bir aile olduk. Kızımın tabiriyle günahsız hava sahası olduk. EHADER’de hepimizin derdi ortak. Gelecek yüzyılı inşa etmek. Ayrıca dernek yönetiminin hepsi ev hanımı” dedi.
“Kendimi aileye ceza olarak gördüm”
On parmağında on marifet olan engelli yazar Fatma Şahin de “Kadın - erkek bütün engellileri temsil etme düşüncesiyle yola çıktım. Engelli olacağımı öğrenince 6 yıl boyunca dışarı çıkmadım. Benim gözümde engelli hiçbir işe yaramayan aciz bir varlıktı. Utandığım için mecburiyetten dışarı çıkıyordum. Kendimi aileye ceza olarak gördüm. Çok okudum Orhan Pamuk da okudum, Gazali de okudum. Hastalıkları araştırırken hadislerden çok etkilendim. Hadis-i Şerifler yolumu aydınlattı. Sonra kendimi ve engelimi aşmaya karar verdim. Tekerlekli sandalyeyle ilk dışarı çıkışım gece oldu. İnsanlar bakmasın diye. Sonra herşey gelişti. Hem engelli hem kadın olarak büyük bir kitleyi temsil etme sorumluluğunu üzerimde hissettim. Çabaladım çok çalıştım ve bir şeyler başarmaya çalıştım. Amacım benden sonraki gelenlerin daha iyi şartlarda yaşamasıydı. Onlara rol model olmak istedim. Ben rol modelleri gördükçe birşeyleri aşabileceğime inandım çünkü” diye konuştu.
“Her şey ben kimim? Ne istiyorum? sorularına cevap vermekle başladı”
Son sözü alan Araştırmacı-Yazar Şirin Yelmen Oktar da düşüncelerini şöyle ifade etti: “İnsanın derdi neyse davası da odur. Benim derdim de çalışan annelikle ilgiliydi. Çünkü ben de çalışan biriydim.Okulumu bitirdiğimde önce çalışmalıydım. Çünkü bu kelimeyle büyümüştüm. İş hayatına başladım evlendim. 4 yıl sonra oğlum dünyaya geldi. O zamana kadar hayat kolaydı. Hamile kaldıktan sonra çocuğumu kime bırakacağım diye bir soru içime doğdu. Bakıcı konusunda kararsız kaldım. Sonra kendime döndüm. İçimden bir ses çalışmam gerektiğini söylüyordu. Kendimi keşfettim. Her şey ben kimim?Ne istiyorum? sorularına cevap vermekle başladı.Sonra çalışmaya başladım. Zorlukların üstesinden kadın olarak geliriz dedim ve geldim. Bu hikaye sadece bende kalmasın başkasına da fayda olsun diye bu yola çıktım. İşte tam bu noktada kitabı yazmaya karar verdim. 280 kadını gözlemlemeye başladım. Araştırdım ve 3.5 yıl sonunda kitabımı çıkardım”